O sabah başı ağrıyarak uyanmıştı, sanki kafasına biri vurmuş da onun ağrısını çekiyor gibiydi; sahi kafasında ufak bir şişlik de vardı. Yatağında kafasını çarpabileceği bir yer de yoktu, neyse dedi, üstünde durmadı, her zamanki gibi bir gün işte diyip günlük işlerini yapmaya koyuldu. İnsanlar... Sadece daha önce inandırıldıkları, gördükleri şeylere inanıyorlardı, yeni birşeyler olabileceğine inanmıyorlardı. O sabah başındaki şişliğin nedenini sorgulasaydı belki neden olduğunu bulamayacaktı; ama merak etmesi bile yeterdi.
Filmlerin sonunu tahmin edemeyen adamlardandı. Tahmin etmeye de uğraşmazdı. Mutlu sonlar da tatmin etmezdi onu. ‘Peki ya sonra?’ diye sorardı. Bitti ama ya sonrası, sonrasında noldu, nasıl yaşadılar sonsuza dek mutlu?
Genellikle saçmalardı. Saçmaladığını düşünürdü, düşündükçe canı sıkılırdı. Tam da yine bir takım saçmalıklara kafa yorarken bugünün pazar olduğunu fark etti. Boş yere erken kalkmıştı. Günleri, saatleri birbirine girdiğinden farkında olmamıştı tatil olduğunun. Sevgilisi onu terk ettiğinden beri pazar günleri yapacak birşey bulamıyordu. Pek arkadaşı yoktu, sevgilisi de yok olunca o boş hayatında koca bir boşluk daha açılmıştı. Aslında onu sevmiyordu, sadece zamanın geçmesine yardımcı olan güzel bir kızdı işte.
Eski sevgilisini, işini, evini düşünürken bir saat geçmişti. Elini kafasına götürdü, şişlik hala ağrıyordu. Bir bu eksikti diye söylendi. Oturdu, dakikalar boyunca hiç birşey yapmadan oturdu. Dışarı çıksaydı bir... Birşeylerin değiştiğini fark edecekti, yapmadı.
Dolabı karıştırdı, doktoru uzun süre önce antidepresan önermişti. Doktoru demişken, aslında bir kere gitmişti; ilaç kullanma fikri saçma gelmişti hep, o yüzden bir daha gitmemeye karar vermişti ama yine de almıştı önerilen hapları. Tek derdi konuşmaktı aslında, ilaç falan hikaye. Suratına baktı. 30 yıldır kendinden şikayet eden bu adamı görmek sinirlerini bozuyordu artık. Baktı, kirli sakalın ona yakıştığını fark etti. Aslında o kadar çirkin bir adam olmadığını da kabul etti ilk defa.Kafasındaki şişliğe takıldı gözü bir ara, es geçti yine. Mavi gözleri çoğu kişide hayranlık uyandırmıştı bir zamanlar. Ne kadar boş baktıklarını düşündü. Saçlarını karıştırmaya başladı, sakallarına ne şekil verebileceğine baktı. Belki boş muhabbetler yapmayı özlemişti. ‘Oğlum bak şurdan favorileri bırakcam, şuraları kescem, burası da kalcak’ diye konuşmak istiyordu arkadaşlarıyla. Ya da barda kestiği kızı götüremeyişini anlatacaktı; bu konularda ne kadar beceriksiz olduğunu.
Konuşamadı. Antidepresanların o kadar da gereksiz olmadığını düşündü. Dolapta, Amerikan dizilerine özendiği zamanlardan kalma bira şişeleri vardı. İşten gelince bir tane açıp televizyonun karşısına geçip keyif yaparım diyordu her gün. Ama hiç yapamadı. Tam zamanı, diye düşündü. Elleri ilaçlara giderken titremedi, kimseyi aramak da geçmedi aklından, arayamazdı da zaten. Bir kutu ilaç, birkaç bira; derdine derman bu kadar basitti işte.
Sızdı, yavaş yavaş sızdı. Bir ara aklı kafasındaki şişliğe takıldı, ama sonra unuttu.
Sonra uyudu.
Sonra...
O şişliğe neyin neden olduğunu öğrenemedi, meraklı bir adam olmamıştı hiç.
Önümde Kafka'nın 'Dönüşüm'ü olsaydı yazcaktım giriş paragrafını tam da böceğe dönüştüğü kısmı,betimlemelerini hisleriyle müthiş anlatıyordu,benzettim cümle yapılarını:)Normalde olay yoksa okuyucuyu yazı da tutmak zordur ama ben tutunurken hiç zorlanmadım..
YanıtlaSilSahi o şişlik neden?:D
O şişlik, öyle işte :p
YanıtlaSilKitaba da bakcam birazdan, görmek istiyorum bi daha, Kafka'nın anlatımını unutmusum. (: